İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Galata Köprüsü'nde üçüncü kez düzenlenen Filistin eyleminde konuştu. Erdoğan, "Gazze'de yaşanan savaş değil soykırımdır. Biz sinmeyeceğiz, susmayacağız, Filistin'i unutmayacağız, unutturmayacağız. Gazze, Kudüs, Mescid-i Aksa özgür olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz" dedi.
İnsanlık İttifakı ve Milli İrade Platformu tarafından Filistin'deki katliamın durdurulması amacıyla 400'den fazla sivil toplum kuruluşunun iştirakiyle düzenlenen "Sinmiyoruz, susmuyoruz, Filistin'i unutmuyoruz" mitingi için sabah namazında camilerde bir araya gelen on binlerce katılımcı, kortejlerle Galata Köprüsü'nde toplandı. Yeni yılın ilk gününde Filistin için tek yürek olan on binlere İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan seslendi. Erdoğan konuşmasında, "Gazze'de yaşanan savaş değil soykırımdır. Gazze, Kudüs, Mescid-i Aksa özgür olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz" dedi.
"Değerli İstanbullular, gününüz aydın olsun. Yeni yılımız milletimize, bütün Müslümanlara, Filistin'e ve insanlığa huzur getirsin inşallah. Rabbim gözü yaşlı annelerin gözyaşını dindirsin. Rabbim bu millet için gecesini gündüzüne katarak çalışan başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün yöneticilerimize güç, kuvvet versin. Rabbim bütün şehitlerimize rahmet eylesin. Ailelerine sabrı cemil nasip etsin.
Bugün burada yine yeni yılın ilk sabahında Gazze'de ve Filistin'de yaşananların yalnızca insani bir dram olmadığını, aynı zamanda küresel düzenin temellerinin sarsıldığını, ahlaki iddia taşıyan tüm uluslararası kurumların iflas ettiğini gösteren bir kırılma hattı olduğunu haykırmak için toplandık. Gazze'de yaşanan asla bir savaş değildir. Gazze'de yaşanan iki ordunun bir araya geldiği bir çatışma değildir. Gazze'de yaşanan sadece bir güvenlik meselesi değildir.
Gazze'de yaşanan bir halkın kadınlarıyla, çocuklarıyla, yaşlılarıyla bilinçli ve sistematik bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı bir soykırımdır. Bu soykırım yalnızca on binlerce ton bombayla yapılmıyor. Bu soykırım açlıkla yapılıyor, susuzlukla yapılıyor, soğukla yapılıyor, insani yardımların engellenmesiyle yapılıyor.
Bugün Filistin'de ağır kış şartlarında derme çatma çadırların içinde her türlü imkândan yoksun insanlar var ve bu insanlara ulaşabilecek yardımı bilerek, isteyerek ve hatta zevk alarak engelleyen zalim bir düzen var. Bu kadar alçalmayı mümkün kılan bir zihniyetin başındaki Netanyahu eşkıyasını Rabbimiz Kahhar ismi şerifiyle kahru perişan eylesin.
Savaşın dahi bir hukuku vardır. Ancak bırakın Gazze'de bu hukukun ihlal edilmesini, fiilen bu hukuk yok sayılmıştır. Cenevre Sözleşmeleri, işte Batı'nın kendi sözleşmeleri açık ve nettir. Sivillerin hedef alınması, orantısız güç kullanılması, yaşam altyapısının yok edilmesi açık savaş suçudur. Bu suçlar üstelik münferit değildir. Bu suçlar süreklidir. Bu suçlar merkezi kararlarla yönetilmektedir. Hem de İsrail vatandaşlarının güçlü desteğiyle yönetilmektedir ve tam da bu nedenle şunu söylüyoruz: Bunlar bir çatışma değildir. Bunlar devlet gücüyle icra edilen modern bir yok etme siyasetidir.
Filistinli maalesef İsrail için insan sayılmıyor. Dünyanın Rusya-Ukrayna Savaşı başladığı andan itibaren takındığı tavırları bir düşünün. Bir yanda askeri, ekonomik, politik ambargolar, diğer tarafta uluslararası spor müsabakalarından, şarkı yarışmalarından, birçok etkinlik ve organizasyondan men edilmiş Rusya var. Dostoyevski'nin bile yasaklandığı bir dünya. Diğer yanda 21. yüzyılın Hitler'i Netanyahu ile sarmaş dolaş bir dünya.
İşte Batı medeniyetinin geldiği nokta, düştüğü nokta zillet. Dolayısıyla bir ayrımı muhakkak yapmamız lazım. Biz Müslüman Türk milleti olarak bugün Galata Köprüsü'nde toplanmış olan İnsanlık İttifakı'nın üyeleri olarak meselemiz bir dinle değil, meselemiz bir halkla değil, peygamberimizin bize örnekliğinin bizi getirdiği noktada o günden bugüne hiçbir Müslüman hükümdar yoktur ki milletini "Şu dinin mensubu, bu dinin mensubu" diye ayırt etsin. İşte Kudüs'e Selahaddin Eyyubi'den bugüne hükmetmiş ecdadımızın gölgesinde Müslüman'ı, Hristiyan'ı, Yahudi'si hep birlikte huzur içerisinde yaşayabilmiş, ibadetlerini huzur içerisinde yan yana yerine getirebilmiştir. Bizim meselemiz tıpkı Nazizm gibi insanı değersizleştiren, üstünlük iddiasıyla başkalarını yok sayan Siyonist ideoloji iledir. Bugün bütün dünya şunu görmek zorundadır: İnsanların kimlikleri üzerinden kolektif suçlu ilan edilmesi, sivil nüfusun topyekûn cezalandırılması, yaşam alanlarının sistematik biçimde yok edilmesi, açlığın ve korkunun bir silah gibi kullanılması bütün bunlar insanlık tarihinin çok karanlık bir dönemini hatırlatmaktadır. Evet, Siyonizm bugün İsrail Nazizmi olarak kendini göstermektedir ve insanlık bu İsrail Nazizm'i ideolojisiyle yüzleşmek zorundadır ve elbette İsrail bunun altında ezilecektir. Uluslararası hukukta sorumluluk sadece fiili işleyene ait değil, aynı zamanda bunu önleyebilecekken önlemeyenlere de aittir. Gazze yerle bir edilmiştir. Bu yıkımın bedeli mağdurlara yüklenemez. Bu yıkımın maliyeti üçüncü ülkelere havale edilemez. Yıkan onarmalıdır. Bugün burada tekrar söylüyoruz ve her platformda söylemeye devam edeceğiz. İsrail savaş suçlarını tazmin etmekle yükümlü tutulmak zorundadır.
Gazze'nin yeniden inşası İsrail'in ödediği savaş tazminatlarıyla yapılmak durumundadır. Şimdi Gazze'de bombayla yürütülen bu siyaset, Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti üzerinden sürdürülmektedir. İsrail tarafından silahlandırılan yerleşimciler biliyorsunuz hiçbir zaman olmadığı kadar Batı Şeria'daki mazlum Filistinlileri hedef almaktadır. Dolayısıyla Gazze ve Batı Şeria'daki durum birbirinden kopuk, ayrı değildir. Her ikisi de aynı cezasızlık mimarisi içinde yürütülmektedir.
Gazze ve Batı Şeria'daki işgal sona ermeden, Filistinliler kendi vatanlarındaki yaşam hakkı ve özgürlüklerini kazanmadan, Filistin Devleti'nin toprak bütünlüğü tanınmadan mücadelemize ara vermeyeceğiz Allah'ın izniyle. Bu soykırım sürecinde Batı da dahil olmak üzere Türkiye ne diyecek? Recep Tayyip Erdoğan ne diyecek diye herkes tabii ki takip etti. Çünkü Türkiye artık güçlü Türkiye. Türkiye artık zulme karşı duran Türkiye ve Türkiye artık Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeni dünya düzeninin kurucu aklı olma yolunda bir Türkiye. Üç beş haysiyetsiz etki ajanının söylediklerinin aksine ticaretin devam ettiği yalanlarını atanların aksine insan olmanın gereği olarak İsrail'le ticareti lehimize olmasına rağmen kestik. Diplomasi masasındaki sabırlı ama tavizsiz duruşumuzu sürdürdük. Ateşkes sürecinde garantörlük sorumluluğunu üstlendik. Gazze'ye en fazla insani yardımı ulaştıran ülke olduk ve her uluslararası platformda muhatabımız kim olursa olsun çekinmeden, korkmadan hakkı haykırdık. İşte bu duruş geçici bir diplomatik refleks asla değildir. Bu milletin tarihinden gelen duruştur.
Vicdanından gelir, devlet aklından gelir. Bizim milliyetçiliğimiz başkasını ezme milliyetçiliği asla değildir. Bizim milliyetçiliğimiz zulme karşı dimdik durma ahlakıdır. Türk bayrağı yalnızca bir sembol değildir. O bayrak adaletin, merhametin ve sorumluluğun rengini taşır.
Şimdi milletçe yaşlısıyla genciyle, kadınıyla erkeğiyle, bireysel olarak mücadelemizi boykotla sürdürmek zorundayız. Boykotu küçümsemeyeceğiz. Ne işe yarar demeyeceğiz. "Ben ne yapıyorum?" sorusuna verdiğimiz en güçlü cevap boykot olacaktır. Zulüm sadece silahla sürmüyor. Para akışıyla sürüyor. Normalleştirildiğinde büyüyor ve sürüyor. Dolayısıyla biz boykotla zulmün normalleşmesine dur diyeceğiz. "Ben bu zulmün ortağı olmuyorum" diyeceğiz. Tarihte nice zulüm düzeni meşruiyetini kaybederek çöktü. Boykot işte zulmü yalnızlaştırarak bunu başaracak. Evet, bugün burada bulunan sizler insanlığın vicdan tarafında saf tuttunuz.
Bugün Galata Köprüsü'nde yüz binlerle beraber tarihe şunu yazıyoruz: "Biz sinmeyeceğiz, biz susmayacağız, biz Filistin'i unutmayacağız, unutturmayacağız." Çünkü merhum Aliya'nın dediği gibi "Unutulan soykırım tekrarlanmaya mahkûmdur." Biz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Gazze özgür olana kadar, Kudüs özgür olana kadar bu mücadeleyi Mescid-i Aksa özgür olana kadar sürdüreceğiz inşallah. Sözlerime merhum Arif Nihat Asya'nın dizeleriyle son vermek istiyorum. "Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı, barışın güvercini, savaşın kartalı, yüksek yerlerde açan çiçeğim, senin altında doğdum, senin dibinde öleceğim." Merhumun bu ifadelerindeki ufkunu şiar edinen milletimiz, barışın güvercini olmak için sonuna kadar mücadele etse de durum gerektirdiğinde zalim zulmünde ısrar ettiğinde mazlumun ahı göğü titrettiğinde savaşın kartalı olmaktan geri durmamıştır ve durmayacaktır. Bunu tüm dünyaya bir kez daha hatırlatıyoruz ve hepinizi yılın bu ilk sabahında tekrar saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Sizleri Allah'a emanet ediyorum. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh."
Artvin'in Ardanuç ilçesinde yaylada çığ altında kalan çobanlardan Kerimullah Azizulla'nın cansız bedeni bulundu. İlk ölen…
İstanbul'da etkili olan kar yağışı, 13 ilçede yoğunlaştı. AKOM, yağışın saat 18.00'den sonra azalacağını belirtti.…
Türkiye'de etkili olan kar yağışı ve buzlanma sebebiyle Kahramanmaraş ve Elazığ'da okullar tatil edildi. Valilikler,…
Chelsea Futbol Kulübü, teknik direktör Enzo Maresca ile yollarını ayırdığını açıkladı. Bu karar, takımın son…
Van'ın Çatak ilçesine bağlı Bahçelievler Mahallesi'nde bir evin üzerine çığ düştü. Kurtarma çalışmalarında yaralı kurtarılan…
Van'ın Çatak ilçesine bağlı mahallelere çığ düştü. Ekiplerin çalışmasıyla çığ altında kalan anne ve 2…
This website uses cookies.