İBB yolsuzluk davasında 23 Mart'ta tutuklanan Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu, 105'i tutuklu 407 sanığın yargılaması bugün Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi'nde başlıyor. İmamoğlu, duruşma öncesi paylaştığı mesajında, "Bir yıl sonunda duruşma aşamasına geldik. Bir yıldır haksız yere tutsak haldeyiz. Mahkeme salonunda olacağız ve ben savunma yapmayacağım, yargılayacağım" dedi.
İBB yolsuzluk davasında 23 Mart'ta tutuklanan Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu, 105'i tutuklu 407 sanığın yargılaması bugün başlıyor. Davanın ilk duruşması bugün başlayacak ve nisan sonuna kadar haftanın 4 günü devam edecek. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dava için Silivri'de olacak. 81 il başkanı da Silivri'ye gelecek. CHP, uzun sürmesi öngörülen İBB davası için de nöbet çizelgesi hazırladı. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri'deki Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi Duruşma Salonları binasında yapılacak yargılamada, sanıkların kimlik tespiti yapılacak iddianamenin özeti okunacak sonra da savunmaları alınacak.
Pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri saat 10.00 itibarıyla başlaması planlanan duruşmaya girecek sanık, tanık, müşteki, avukat, basın mensubu ve izleyicilere görevlilerce giriş kartı verilecek. Salona sanıklar, avukatlar ve müştekiler alındıktan sonra basın mensupları ve izleyiciler girebilecek. Mahkeme heyeti, duruşma öncesi gerekli hazırlıkların tamamlanması için 4 Mart'ta Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu, Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Silivri İlçe Jandarma Komutanlığına yazılar göndermişti.
Tutuklu sanıklar Fatih Keleş, Murat Ongun ve Adem Soytekin, başka suçtan tutuklu Hüseyin Gün ve firari sanık Murat Gülibrahimoğlu ile tutuksuz sanık Ertan Yıldız, iddianamede "örgüt yöneticisi" olarak gösteriliyor. İddianamede rüşvet alma-verme, ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık, evrakta sahtecilik gibi çeşitli suçlardan Keleş için 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar, Ongun için 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar, Yıldız için 86 yıldan 251 yıla kadar, Soytekin için 67 yıldan 194 yıla kadar, Gülibrahimoğlu için 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar, Gün için de 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep ediliyor.
İddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor. İddianamede, örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.
"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" iddiasıyla hazırlanan İddianamede, tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu, Orman Kanunu ve Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İmamoğlu, duruşma başlamadan saatler önce sosyal medya hesabından 'Siyasete neden girdim?' başlıklı bir video paylaştı. Videoda İmamoğlu, "Bir yıl sonunda duruşma aşamasına geldik. Bir yıldır haksız yere tutsak haldeyiz. Yarın mahkeme salonunda olacağız ve ben savunma yapmayacağım, yargılayacağım. Duruşma öncesi neden siyasete girdiğimi, derdimin millet olduğunu anlatmak istedim." dedi.
İmamoğlu'nun mesajı şöyle:
"Bazen insanlar bana şunu soruyor: 'Sen neden siyasete girdin?' Aslında bunun cevabı çok uzun bir hikaye değil. Ben zaten hep çalışarak büyüdüm. Siyaset sonradan gelen bir şey. 5-6 yaşındayken sabahları babamla dükkan açtığımı hatırlıyorum. Kapıyı besmeleyle açardık. İçeri sağ ayakla girilirdi. Önce temizlik yapılırdı, sonra sabırla beklerdik. O sabah disiplinleri insanın karakterini şekillendiriyor. O zaman fark etmiyorsunuz ama yıllar sonra anlıyorsunuz. Ben çocukluğumu biraz çalışarak yaşadım. Toprak belledim, fındık topladım, tütün kırdım, pazara çuval taşıdım. Annemin ürettiklerini sattım. Bizim evde kadınlar da çalışırdı. Annem ekonomikti, güçlüydü. Anneannem de, babaannem de öyleydi. Emeğin cinsiyeti olmadığını küçük yaşta gördüm. Okumayı yazmayı öğrenmeden önce hesap tutmayı öğrendim. Tezgahta öğrendim. Bir ürünü tartarken biraz fazla koymayı öğrendim. Amcam derdi ki: 'Az koyarsan müşteri kaybedersin. Biraz fazla koyarsan dua alırsın.' Bu cümle benim hayatımda çok yer etti.
İstanbul'a geldiğimiz yıllar kolay değildi. Körfez krizi vardı, ekonomik sıkıntılar vardı. Babam yeni bir şehirde iş kurmaya çalışıyordu. Ben bir yandan üniversite okuyordum, bir yandan inşaatların başında dolaşıyordum. Günde 10–12 toplu taşıma değiştirerek şehri geziyordum. Projeleri anlatıyor, ev satmaya çalışıyordum. Gençtim, yorulmuyordum. Ama asıl mesele yorgunluk değilmiş. Sonradan anladım: Mesele inanmaktı. O dönem şunu öğrendim: Bir işletmede patron olmak değil, çalışanla birlikte çalışmak önemli. Akaryakıt istasyonunda gece nöbet tuttuğum günleri unutamam. Araçların camını temizlerdim. Beni oranın sadece çalışanı zannederlerdi. Babam beni diğer çalışanlardan ayırmazdı. Liyakat dediğimiz şey benim için orada başladı.
Siyasete gelince… Ben bir sabah kalkıp 'Siyaset yapayım' demedim. Beylikdüzü'nde yaşıyordum. Şehir büyüyordu ama ruhu yoktu. Plansızlık vardı, kimlik yoktu. Ben bir model hayal ettim: İnsanların aidiyet hissedeceği bir yer. Çocukların parkta güvende olduğu, insanların kültürle buluştuğu bir kent. 2008'de siyasete girdim. Ön seçim istedim. Kaybettiğim dönem oldu, aday gösterilmediğim oldu ama küsmedim. 2014'te kazandık. Nasıl kazandık biliyor musunuz? Sabah 6'da başlayıp gece 2'de biten bir tempoyla her sokağa girerek, her eve dokunarak. Çünkü siyasetin nabzı sokakta atıyor. Bunu çok erken öğrendim. Belediye başkanı olduğumda şuna dikkat ettim: İnsanlar bu kente ait hissetmeli. Yaşam vadileri yaptık, kültür merkezleri açtık, dayanışma evleri kurduk, gıda bankası kurduk. Ama asıl yaptığımız şey beton değil, bağ kurmaktı.
Sonra İstanbul… Orada da aynı şeyi yaptım. Sokağa çıktım, dinledim. Bir çocuğun 'Anneme iş bulur musun?' dediği anı unutamıyorum. İlkokul çağında bir çocuk 'kaygı' kelimesini bilmiyor ama kaygıyı yaşıyor. Benim siyasette kalma sebebim o cümledir. Bugün yaşadıklarımızı herkes görüyor. Üç kuşaktır büyüyen aile şirketimize kayyum atandı. 77 yaşındaki babamın emekli maaşına el konuldu. Bu mesele şahsi değil. Benim meselem şu: Eğer hukuk keyfi hale gelirse kim güvende kalır? Mülkiyet hakkı dediğiniz şey insanın emeğinin karşılığıdır. Bir ülkede hukuk zayıflarsa ekonomi de zayıflar ve kaçar. Ben bunu bir siyasetçi olarak değil, bir iş insanı olarak söylüyorum. Peki umutsuz muyum? Hayır. Çünkü bu ülkede hala çalışkan insanlar var, vicdanlı insanlar var, sorumluluk sahibi gençler var. Ben siyasete zenginleşmek için girmedim. Zaten işim vardı. Ben bu ülkenin daha adil olabileceğine inandığım için girdim. Belki bugün zor bir dönemden geçiyoruz ama şuna inanıyorum: Bu ülke yeniden nefes alacak. Çocuklar kaygıyla değil umutla büyüyecek. Benim hikayem aslında çok basit. Çalışarak büyümüş bir çocuğun yaşadığı yere borcunu ödeme hikayesi… Ve ben o borcu ödemeden durmayacağım."
Kaynak: Haberler.com
İran'dan ateşlenen füzenin Gaziantep'te düşürülmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan görüştü. Pezeşkiyan, bu…
ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yapılan saldırılar hakkında yeni bir açıklama yaptı. Trump, "Bence savaş…
Denizli'nin Buldan ilçesinde art arda depremler sürüyor. Son olarak 4.2 büyüklüğünde bir deprem daha gerçekleşti.…
Niğde'de bir apartmanın birinci katında doğalgaz patlaması oldu. Patlama sonrası çıkan yangın itfaiyece söndürüldü. Olayda…
ABD Başkanı Trump'ın, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermemesi halinde Müçteba Hamaney'e yönelik suikastı destekleyeceği…
İran Devrim Muhafızları, misilleme saldırılarının sıklık ve kapsamını artırma kararı aldı. Hava Kuvvetleri Komutanı, 1…
This website uses cookies.