Kategoriler: Manşet Diğerleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan AB’ye: Ya Türkiye’nin ağırlığını fırsat olarak görecekler ya da Avrupa’nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin 1959'dan bu yana süren AB yolculuğunu değerlendirdi. Avrupa'nın Türkiye'ye karşı "kökleşmiş önyargılarını" aşamadığını ve körlük içinde olduğunu belirten Erdoğan, "Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye'nin küresel ağırlığını birlik için fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edeceklerdir" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.

Ekonomiden turizme, dış politikadan tarıma oldukça geniş bir yelpazede pek çok konuyu görüştükleri bir kabine toplantısını tamamladıklarını belirten Erdoğan, Türkiye- Avrupa Birliği (AB) ilişkilerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

"TÜRKİYE SİYASİ SAİKLERLE MÜZAKERE MASASININ DIŞINA İTİLDİ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından konuya ilişkin bölüm şu şekilde: “Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği yıpratıcı tartışmalara şahit oluyoruz. Ülkemizin AB yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AB'ye ortaklık başvurusunu 31 Temmuz 1959'da yaptı.

1963'de de Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Ortaklık anlaşması birbirinin devamı niteliğinde hazırlık, geçiş ve nihai dönem olmak üzere 3 ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1964'te yürürlüğe girmesiyle hazırlık dönemi başlamış oldu. 13 Kasım 1970'de Katma Protokol'ü imzaladık ve geçiş dönemine ilk adımı attık. Takip eden süreçte Kıbrıs davamızdan kaynaklı anlaşmazlıklar AB yoluculuğumuzda önümüzün kesilmesine sebep oldu.

O dönemde komşumuz Yunanistan 1975'te başvurdu ve 1981'de kabul edildi. Türkiye siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi. 12 Eylül darbesiyle AB ile ilişkilerimi resmen askıya alındı. Sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal'ın inisiyafitiyle münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı. 1987 birliğe tam üyelik başvurumuzu yaptık ve merhum Özal'ın ifadesiyle 'uzun ince bir yol'a çıktık. Başvurumuzu değerlendiren komisyon 2,5 yıl sonra verdiği cevapta topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini ifade etti.

Türkiye-AB arasında 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile nihai döneme geçmiş olduk. Karşılaştığımız sıkıntılar kısa süre sonra tekrar nüksetmeye başladı. Lüksemburg zirvesinde 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Helsinki'deki zirvede Türkiye'nin adaylığı onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi. Ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni soluk kazandırdı. 8 uyum paketi meclisten geçti. 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. 2 anayasa paketi meclisimizde kabul edildi. 2004'te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan AB, içinde Türkiye'nin olmadığı 10 ülkeyi birliğe üye olarak kabul etti.

"TÜRKİYE'YE DESTEK VERMEDE YETERSİZ, İSTEKSİZ KALAN BİRLİK YAKALADIĞI TEMPOYU KORUYAMADI"

Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs yönetimi yer alıyordu. Türkiye olarak bu hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek yolumuza devam ettik. Müzakere süreci ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik. 9. Reform Paketi'ni açıkladık. 13 fasıl müzakereye açıldı. Daha sonra ancak 1 fasıl açılabildi. 2012'de pozitif gündem ise yalnızca 2 yıl sürdü. 2015'ten itibaren Suriye'deki iç savaşın yol açtığı, Avrupa'nın 2. Dünya Savaşı'ndan sonra düzensiz göç dalgasının etkisiyle birlikle ilişkilerimiz yoğunlaştı. 15 Temmuz darbe girişimi konusunda Türkiye'ye destek vermede yetersiz, isteksiz kalan birlik yakaladığı tempoyu koruyamadı.

"TÜRKİYE'YE KARŞI KÖKLEŞMİŞ OLAN ÖNYARGILARI BİR TÜRLÜ AŞAMADIK"

Biz maruz kaldığımız onca çifte standarda rağmen tam üyelik yolundaki çalışmalarımızı inatla sürdürdük. Bugün de AB kurumları ve ülkeleriyle yoğun şekilde devam ediyoruz. İlk başvuru tarihimiz olan 1950'den beri Avrupa içerisinde özellikle belli kesimlerde Türkiye'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadık. Kimi zaman demokrasimizi, kimi zaman ekonomimizi, kimi zaman nüfusumuz üzerinde, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirerek. Her seferinde Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak bir bahane mutlaka buldular.

Türkiye değişti, dönüştü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdi. Ama bu çevrelerin ülkemize yönelik çarpık yaklaşımında değişiklik olmadı. Bu zihniyetle ve temsilcileriyle mücadele etmek zorunda kaldık. Merhum Özal'ın dediği gibi sadece uzun ince değil aynı zamanda suni engeller ve engebelerle dolu bir yolda yürüdük. Bu yolculuk aynı zeminde devam ediyor. Stratejik şaşılık birliğin pekçok kurumunda varlığını muhafaza ediyor. Gelinen noktada bir gerçeği açık açık dile getirmek durumundayım. Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değil Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir. Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı AB'nin küresel aktör ve çekim merkezi olmayacağı anlaşılmalıdır. Biz varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak bir ülke değiliz.

"AB, TÜRKİYE'NİN YAPICI TAVRININ KIYMETİNİ ÇOK İYİ BİLMELİ, BUNU HOR KULLANMAMALIDIR"

AB,Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalıdır. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerinin nüfuz alanına sıkışmış haldedir. Yeni aktörlerin boy verdiği küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer alıyor. Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye'nin küresel ağırlığını birlik için fırsat olarak fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edeceklerdir. Temennimiz Türkiye ile samimi, sahici, göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmalıdır. Böyle bir ilişkinin kazanını Avrupa kıtası olacaktır. Milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek alnımız ak, başımız dik şekilde yürümeye devam edeceğiz.”

Kaynak: Haberler.com

Paylaş

Son Haberler

  • Manşet
  • Diğerleri

Kuyumcu 100 kilogram emanet altınla yurt dışına kaçtı

Denizli'nin Çivril ilçesinde sarraflık yapan S.Ç., müşterilerine ait yaklaşık 100 kilogram altınla ortadan kayboldu. İş…

2 saat önce
  • Manşet
  • Diğerleri

Bir çocuk babası yabancı uyruklu şahıs evinde ölü bulundu

Eskişehir Yeni Mahalle'de yaşayan 44 yaşındaki İran uyruklu Mehdi Bakhtiari, komşularının ihbarı üzerine girilen evinde…

2 saat önce
  • Manşet
  • Diğerleri

İstanbul’da bazı yollar trafiğe kapatılacak

Bakırköy'de 5-9 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek savunma sanayi fuarı nedeniyle belirli yollar trafiğe kapatılacak. İstanbul…

2 saat önce
  • Manşet
  • Diğerleri

Manisa’da yollara serilen halılar Avrupa saraylarını süslüyor

Manisa'nın Demirci ilçesinde el dokuması halılar, antika görünümü kazandırmak için yollara serilerek araç trafiğine maruz…

2 saat önce
  • Manşet
  • Diğerleri

Gaziantep’te 24 okulda eğitime ara verildi

Gaziantep Valiliği, 3 Mayıs'taki şiddetli yağış ve fırtına sonrası hasar gören okullarda inceleme yapıldığını duyurdu.…

3 saat önce
  • Manşet
  • Diğerleri

Galatasaray’a orta saha transferinde dünyaca ünlü yıldızlar

Galatasaray, orta sahada revizyona gitmek için Bruno Fernandes ve Hakan Çalhanoğlu gibi isimleri listesine aldı.…

3 saat önce

This website uses cookies.