Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nde kaldıracağını duyurduğu CAATSA yaptırımlarına ilişkin “Uygun adımları atıyoruz. İnşallah yakında bir neticeye ulaşacağız, yani bunda bir sıkıntı olmayacağını düşünüyorum” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, konuk olduğu yayın programında NATO Zirvesi, ABD ile ilişkiler, savunma sanayisindeki son durum, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bu zirve hem yapılışı itibarıyla hem sonuçları itibarıyla gerçekten tarihi bir zirve oldu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüttüğümüz Türk dış politikasının da açıkçası olağanüstü bir başarısı idi. Bu zirvede alınan kararlar ve yapılan görüşmelerden önce zirveyi hazırlayan süreçte uluslararası ortama yapılan tartışmalara da bakmak lazım.
Birçok krizin ortasındayken, esas itibarıyla hem Avrupa hem diğer coğrafyalar, burada yapılan çok ciddi tartışmalar vardı. Dolayısıyla bu güvenlik tartışmalarında NATO'nun güvenliği, geleceği nasıl olacak, transatlantik ilişkileri nereye doğru gidiyor? Bütün bunların hepsinde yapılan tartışmalar bir belirsizlik havası doğurmaya başladı. Yani NATO'nun etkinliği, caydırıcılığı, birlikteliği azalıyor mu? Bu noktada yapılan tartışmalar aslında çok fazla sonuç verici tartışmalar değildi.
Transatlantiğin iki tarafında da yapılan tartışmalar var biliyorsunuz. Türkiye tam bu zamanda esas itibarıyla Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlikle ve politikamızın ürettiği çıktılarla, esas itibarıyla ittifakın hala geçerliliğini koruduğu, transatlantik aktörlerin ortaya koyduğu, her iki taraftaki aktörlerin de ortaya koyduğu görüş ayrılıklarının aslında bir noktada buluşturulabileceği ve NATO'nun başlangıçtaki kuruluş amacı olan, yani ofansif değil, saldırıya yönelik değil, daha çok savunma ve barışı korumaya, refahı ve huzuru artırmaya yönelik rolünün yeniden aslında bir keşfi oldu.
Tabii bunu yapılırken birtakım şeyler var, onu ifade etmek gerekiyor. Birincisi, Amerika'nın haklı olarak şikayet ettiği, NATO'nun uzun yıllardır "Avrupa ayağının yükünü ben taşıyorum, artık burada bir yeni düzenlemeye gidilmesi lazım. Çünkü Avrupa devletleri gerçekten müreffeh devletler, Avrupa Birliği kendisinin oluşturduğu büyük bir ekonomik düzen alanı var. Ben bunların güvenliğini sağlarken, ben bunların istifade ettiği sosyal güvenlik imkanlarını kendi halkıma sunamazken, burada benim sağladığım güvenlikle böyle bir hayatın yaşanıyor olması aslında bir politik tartışma konusu idi." Şimdi bunu külfet paylaşımı diye esas itibarıyla kavramsallaştırdılar. Bu kabul gördü. Ankara Zirvesi'nde de bu kavram olmaktan çıkıp artık pratikte uygulanır bir politikaya döndü. Bu önemli, en önemli çıktısı aslında, somut çıktısı bu. Külfet paylaşımının konsept olmaktan çıkıp artık uygulamaya dönüşülmesi ve bu konuda herhangi bir şekilde tartışmanın artık yapılmaması, o önemliydi.
Diğer taraftan gerçekten savunma sanayii alanının en az savunma unsurları kadar, yani askerler kadar, ordular kadar önemli olduğu, destekleyici bir unsur değil artık ana bir unsur olduğu, bütün bu savunma planlamalarının yapılmasında ve stratejilerinin oluşturulmasında o da NATO'nun kayıtlarına ve stratejik doktrinine geçti.
En fazla konuşulan konulardan biri dayanıklılık konusu. Yani ordularınızı hazırlıyorsunuz ama ne kadar süreyle mühimmat olacak? Ne kadar süreyle savunma mekanizmaları olacak? Lojistik ne kadar iyi olacak? Bütün bunların hepsi bir kez daha yaşanan savaşlarda görüldüğü için gündeme geldi ve burada yapılan savunma sanayii ile ilgili hem forum, Savunma Sanayii Başkanlığımızın da burada çok ciddi emeği var, onun için de onlara ayrıca teşekkür etmek lazım, hem de politik çerçeve gerçekten çok belirleyici oldu.
Tabii bunun çıktıları ve bu sürece giderken oluşan psikolojik atmosfer, siyasi atmosfer çok uzun tartışmalara konu olacak bir alan. Ama yani süremiz kısıtlı olduğu için ben sadece ana başlıkları söylemekle yetinmek istiyorum.
NATO'nun geleceğine tabii bütün NATO üyeleri beraber karar vermek zorunda. Şimdi NATO üyelerinden bahsettiğimiz zaman aslında bu da uzun bir tartışma ve bizim gerçekten çok kafa yorduğumuz bir konu; Avrupa güvenliği meselesi. Avrupa güvenliği konusu Avrupa Birliği tarafından mı götürülecek, Avrupa'daki Türkiye'nin de dahil olduğu diğer ülkeler tarafından mı götürülecek? Şimdi aslında Macron'un ortaya attığı NATO'yla ilgili cümlelerin de geri planında yatan temel husus, burada Avrupa'da artık Avrupa Birliği'nin öncülük etmesi. Avrupa Birliği'nin de İngiltere çıktıktan sonra iki önemli gücü kim? Fransa ve Almanya. Almanya ekonomik bir dev söylendiği zaman, Fransa askeri bir dev. Dolayısıyla Fransa'nın aslında öncülük edeceği yeni bir güvenlik alanının aslında olması arzusu veya stratejisini de orada görebiliyoruz.
Ama genel itibarıyla Rusya-Ukrayna savaşı, sebeplerinden bağımsız olarak söylüyorum, askeri stratejistler tarafından gerekli dersler çıkartıldığında şu görüldü: Aslında ittifakın iki kanadının da birbirine gerçekten ihtiyacı var. İlk önce Amerika 'Ben yükü gerçekten paylaştırmak istiyorum' dedi, 'hepsini taşımak istemiyorum' dedi. Tamam, Avrupalılar bunu üstlerine aldılar, buradan bir maliyet ödeme var. Çünkü siyasiler için zor bir karar. Sosyal hizmetlerden, temel hizmetlerden kesip savunmaya bütçe ayırmak her iktidarın bir noktada sıkıntıya düşeceği alanlardan biri olabilir özellikle Avrupa'da.
Diğer taraftan savunma sanayiinin ilk başta şöyle bir politika vardı dikkat ederseniz iki sene önce, özellikle Sayın Trump ilk iktidara geldiğinde. Deniyordu ki herkes kendi sanayi yeterliliğini kendisi geliştirsin, bu noktada politikalar üretilsin. Tamam, denendi, gidildi. Konu çok ciddi tartışıldı ama gelinen noktada görüldü ki hiç kimse bu ekosistemini tek başına üretmeye uygun değil. Yani şimdi o zaman ne olacak? İttifak üyeleri arasında külfet paylaşımı değil, ekosistemin kurulumu da önemli.
Aslında yaptığımız yan toplantılardan biri, Amerika Dışişleri Bakanı daveti üzerine, dar katılımlı bir toplantıydı bu. Bu savunma sanayiyle ilgili bir ekosisteminin belli başlı endüstriyel gücü olan, sanayi gücü olan müttefiklerin katılımıyla yeni bir politika alanına dönüştürülmesi konusu bence eşit derecede önemli. Yani şunu söylemek istiyorum, aslında NATO klasik manasıyla bakıldığı zaman hani insanların zihninde soğuk savaş haliyle mücessem olmuş bir durumda ama modern zamanlara geldiğiniz zaman olan şu: Evrilen tehditler karşısında ittifakla üye ülkelerin hem askeri kabiliyetlerini hem savunma sanayine ilişkin diğer kabiliyetlerini bir arada tutabilme yeteneğini nasıl yürütürüz sorusuna aradıkları bir cevap. Bunun da kavramsallaştırılması, isimlendirilmesi 3.0'la oldu. 1.0 biliyorsunuz soğuk savaş dönemiydi. Ondan sonra soğuk savaştan bugüne gelen bir süreç oldu o da 2.0'dı. Şimdi 3.0'a geçiyoruz.
Şu büyük bir başarı. Bu kadar jeostratejik ve küresel sarsıntıların olduğu bir dönemde, kafa karmaşasının, fikir ayrılıklarının, stratejik hedef farklılıklarının olduğu bir dönemde, ittifaka üye ülkelerin bir araya gelerek belli başlı liderlerin önemli pozisyonlar ortaya koyarak, ki Cumhurbaşkanımız bu liderlerden biri, yine belli kavramlar etrafında, hedefler etrafında ittifakın uzlaşması tarihi bir başarı. Onun altını çizmek gerekiyor.
Bu kararlar iyi ilerletilirse esas itibarıyla gerçekten çok olumlu etkilerini göreceğimizi düşünüyorum. Sanayinin en önemli iki tane alanından biri, birincisi tedarik zincirlerinin kesintisiz çalışabilmesi ki bu tedarik zincirlerine başka ülkelerin sağladığı malzemeler de giriyor. Bunda sıkıntı olmaması lazım. İkincisi markete erişimde sıkıntının olmaması. Böylesine büyük bir ekosistem ittifaka üye olan ülkeler bir araya geldiğinde bu anlayışla bir savunma sanayii ekosistemi kurarlarsa hem tedarikte hem pazarda sorun olmaz. Dolayısıyla sanayinin kendi kendini yürütme, idame etme yeterliliği ortaya çıkar. Aksi takdirde sürekli sübvanse edilmesi gerekir. Bu sürekli sübvanse etme de her ülkenin tek başına karşılayabileceği bir durum değil.
Dolayısıyla bunu ifade ettiğim gibi çok iyi şekilde planlamak gerekiyor. Bu girişim, bu sizin de ifade ettiğiniz 50 milyar dolarlık bu Türkiye'nin değil, bütün müttefiklerin kendi aralarında yaptığı sözleşmeler. Buna benzer sözleşmeler savunma sanayimizin geleceği açısından fevkalade önemli. Çünkü Türk savunma sanayiine baktığınız zaman bizim için küçük ve orta ölçekli savunma araçları değil, çok yüksek stratejik öneme haiz teknolojiler ve silahlar üzerinde yoğunlaştığını da görüyoruz. Hava savunma sistemleri, füze sistemleri, jet uçakları, yeni nesil, ileri nesil, yine insansız hava araçları, sürü dronları gibi ve siber araçlar gibi. Bunların belli bir kolektif çerçevede yapılabilir olması esas itibarıyla maddi külfeti de azaltır ve savunma direncini de yükseltir.
Bu noktada bizim ortaya koyduğumuz politikalar gerçekten şu ana kadar ne kadar isabetli sonuçlar üretildiğini gördük. Bir de NATO'nun karar alırken, bu insan doğasında da var, somut sonuçlara bakmayı çok seviyor. Şimdi Rusya-Ukrayna savaşına baktığı zaman orada neye ihtiyacı olduğunu gördü. Türkiye örneğine baktığı zaman bu ihtiyaçların nasıl hayata geçirilebileceğini gördü. Eğer Türkiye tek başına bunları yapıyorsa bir ittifak haydi haydi bunu yapabiliyor, yapabiliyor olmalı aslında düşüncesi şu anda hakim oldu. Yani bir şeyin hayata geçmiş olması onunla ilgili politika üretmesini daha kolay hale getiriyor. Türkiye de bu noktada aslında örneklik teşkil etmesi açısından da NATO'ya çok ciddi bir katkı sunmuş oldu.
Sayın Trump'ın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak Türkiye'ye resmi ziyaret yapması ki bu resmi ziyareti tabii zirveden ayırmak gerekiyor. İlk gün resmi ziyaret oldu 7 Temmuz'da ve yaklaşık 6 saat süren bir diyalog vardı ortada programın tamamında. Gelmeden önce kendisi halka ifade ettiği için bizim artık söylememizde de beis yok, gerçekten Cumhurbaşkanımız olduğu için geldi. Yani onu kendisi söyledi. Bu önemli bir husus. Yani biz çoğu zaman ifade ediyoruz, bazı çevreler bunu anlamamakta ısrar ediyorlar ama Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliği ve dünya liderleri arasındaki bulunduğu yer, Türkiye'nin imajı bakın neleri beraberinde getiriyor. Bu fevkalade önemli bir şey. Yani bu derece güçlü bir liderlik artık Türkiye'nin milli bir değeri ve bizim bir uluslararası kabiliyetimiz haline geldi. Şimdi bu Türk diplomasisi için muazzam bir katkı. Trump'ın da bunu ifade ediyor olması aslında bunu bir şekilde perçinliyor.
Şimdi bu Sayın Trump'ın Cumhurbaşkanımıza liderden lidere olan ilişki seviyesinde verdiği önem. Tabii bunun hükümete yansıması var, Amerikan sistemine yansıması var, bize yansıması var. İkili görüşmede her iki lider de Amerika'yla Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda ilerletilmesi konusundaki iradeleri yenilediler. Var olan sorunların kaldırılması, çözülmesi alanındaki iradeler de yenilendi. Bizlere bu konuda büyük işler düşüyor bakanlar olarak, uygun çözümler bulmakla alakalı.
Özellikle sanayi alanında iş birliğine ilişkin yeni düşünceler ortaya atıldı. Ticaret alanında neler daha fazla yapılabilir onlar konuşuldu. Daha de önemlisi, Sayın Trump buradayken bölgemizde bizim için son derece önemli olan sorunları görüşme imkanı oldu. Yani Lübnan meselesi, Filistin meselesi, Suriye meselesi, İran'la yürüyen müzakereler ve kuzeyimizdeki Ukrayna'yla ilgili savaş. Bütün bunların hepsinde Türkiye gibi Amerika da başat aktör ve iki liderin bu konuda bir senkronizasyon içerisinde bulunması, bir ortak anlayışla pratik ortaya dökmeleri fevkalade önemli stratejide. Bu görüşmenin bence ikinci önemli ayağı da bölgesel ve uluslararası sorunlarda nerede duruyoruz meselesine liderlerimizin karşılıklı verdiği cevap oldu ve burada oluşturulan anlayış birliği oldu.
Beklentimizi aslında Sayın Trump ifade ediyor. Yani biz baştan beri hiçbir şekilde müttefikler arasında yaptırım olmasını istemiyoruz. Bunlar siyasi veya idari kararlar olmamalı. Ha teknik olarak firmalar, kurumlar alışverişte anlaşırlar, anlaşamazlar o başka bir konu. Ama en başta seçilmiş siyasal liderlik ve işte kongre, bizde parlamento, bu konuda engelleyici bir rol oynamamalı müttefikler arasında. Türkiye baştan beri liderliğiyle, parlamentosuyla bu fikirde. Şimdi bu noktada biliyorsunuz uzun bir zamandır bize yapılan ilan edilmemiş ve edilmiş yaptırımlar vardı Avrupa başkentlerinde veya Amerika'da. Bunları sistemli bir şekilde kaldırmaya yönelik çok ciddi diplomatik çalışmalarımız oldu. Çok şükür bunu daha önce başka vesilelerle de söyledim, Avrupa'da artık bunu bir sorun olmaktan çıkardık. Amerika'da idari kararlarla alınabilecek konular da çok şükür sorun olmaktan çıktı. Ama yasayla bağlanmış bir iki tane konu var. CAATSA bunlardan biri. F-35'le ilgili konu da bunlardan biri. Şimdi bu irade burada olduğu sürece iki liderde de biz bakanlıklar olarak bunları çözme konusunda da uygun adımları atıyoruz. İnşallah yakında bir neticeye ulaşacağız, yani bunda bir sıkıntı olmayacağını düşünüyorum.
Türkiye'nin dostu olduğu kadar hasmı da çok, sevmeyeni de olabiliyor zaman zaman. Bazı ülkelerin Amerika nezdinde lobi faaliyetlerinde bulunduğunu da açıkçası görüyoruz. Şimdi yani Türkiye'nin bu kadar saygınlık kazandığı, etki ürettiği bir yerde başkaları da farklı şekilde harekete geçiyorlar. Amerikan siyasetinin yine yani Türkiye'nin önemiyle onlara etki eden negatif manadaki aktörlerin çabası arasında bir ikilem içerisinde kalacağı bir sürece giriyoruz. Bunu yönetmek de diplomasinin işi, zaten bizler de bunun için varız. İnşallah bunu daha ileri bir şekilde çözeceğiz.
İfade ettiğim gibi yani özellikle ben kendi adıma konuşacak olursam yani bakan olduğum günden itibaren 4-5 tane önemli başlık var benim gündemimde, ödev olarak kendime gördüm. Bir defa Türkiye'nin hiçbir konuda yaptırıma tabi olmaması lazım. Bunun için de bütün kurumlarımızdan nitelikli verileri alıp kim hangi konuda sıkıntı çekiyor onları görmemiz gerekiyordu diğer alanlarda olduğu gibi.
Biz bu envanter oluşturmayı tamamladıktan sonra çok sistemli çalışmaya başladık ülkeler nezdinde. Birçok çalışmanın perde gerisinden sessizce yürütülmesi gerekiyor, yani bunları açıktan onları da zor durumda bırakacak belli noktalarda yürütmemek gerekiyordu. Zaman zaman tabii ki bunu açıktan konuştuğumuz anlar da oldu ama çok şükür ifade ettiğiniz ülkeler teker teker bu konuda pozisyonlarını değiştirdiler. Çünkü bizim ortaya koyduğumuz çok ciddi nitelikli bir ortaklık var her alanda. Yani Türkiye güvenilir, güçlü ve bölgesinde etkin bir ülke. Yani böyle bir ülkeyle siz ortak müttefik olmayacaksınız da kiminle olacaksınız?
İkincisi şu da mümkün, biz tabii bunlara uygun politikalar geliştiriyoruz. Şunu anlamaları gerekiyor: Türkiye kendi milli güvenliğinden asla ve asla taviz vermez. Yani birçok konuda uzlaşabiliriz ama milli güvenliğimiz bizim için birinci derecede önemli bir konu. Eğer biz kendi müttefiklerimizle belli yetenekleri elde etme veya geliştirme konusunda sıkıntı yaşıyorsak biz orada beklemeyiz, biz alternatif alanlara da döner bakarız.
Müttefiklerimiz bunu da gördüler, yani aslında Türkiye yani alternatifsiz bir ülke değil. Yani gerçekten artık daha sağlıklı düşünülmesi gerekiyor. Biraz da normal politikanın etkisinden kurtulması gerekiyor.
Bakın ben şunu söyleyeyim, özellikle Avrupa parlamentolarında Türkiye'deki siyasal bölünme Avrupa parlamentolarına ithal ediliyor. Bazen bizde muhalefette olan görüş başka bir Avrupa parlamentosunda ve ülkesinde iktidarda olabiliyor. Bu gerçekten çok etkili olabiliyor. Ülke parlamentolarında değil, Avrupa Birliği parlamentosunda da biz bunu görebiliyoruz.
Dolayısıyla aslında belli yerlerde yüksek stratejiyle iç siyaseti ayırabilme yeteneğini de geliştirmek gerekiyor. Bunu uygun dille ve kavramlarla, stratejilerle karşı tarafa da anlatmak gerekiyor. Başka dış politika organları vardı, konuları vardı, onlarla teati ederek götürdük. Yani F-110 motorlarıyla ilgili kongrenin yasal bildirim süresi de dün itibariyle doldu, yani inşallah bundan sonra bir sonuç çıkmamasını bekliyoruz.
Şimdi İsviçre'de Pakistan arabuluculuğuna mutabakat imzalandığında o mutabakata baktığımızda, o 15 maddeye, gerçekten genel ifadelerle yazılmış birçok konu var. Şimdi boğazın açılması meselesi en önemli şartlardan biriydi ve taraflar bu şekilde hareket ettiler.
Tabii uygulamada her iki tarafın da farklı anladığını çünkü ben dün Sayın Arakçi'yle bu konuyu çok uzun konuştum. Kendisi arayıp izah etme ihtiyacı da hissetti. Çünkü çatışmaların yaygınlaşma ihtimali de var. Neden onlar ilk önce birkaç gemiye saldırdılar, sonra Amerikalılar da tabii misilleme yaptılar. Yani bu giderek bir yaygınlaşmaya maalesef. Burada boğazdaki geçiş regülasyonunun bir şekilde ortak anlayışa bağlanması gerekiyor. Şu anda detaya girmek istemiyorum, yani kendileri ifade ettikleri için, yani kimlerle hangi aktörlerle görüşecekler. Hafta sonu Umman'da bir araya gelecek Ummanlı mevkidaşıyla Sayın Arakçi. Orada çünkü boğaza baktığınız zaman bir tarafında İran, bir tarafında Umman var.
Şimdi İran'ın uluslararası suların kendi hakkı var 12 mil. Umman tarafının var, bir de arada kalan yaklaşık 20 mile yakın başka bir alan var. Şimdi hangi alan kullanılacak, nasıl kullanılacak, burada bir şey var, farklılık var. Bunun detayına girmek istemiyorum. Buradan hareketle bir taraf kendinden habersiz bir şey yapıldığını düşündü, öbür taraf da İran geçişi engelliyor dedi ve çatışma başladı.
Dün itibariyle yapılan hani iletişim neticesinde taraflar arasında şu anda bir sessizlik sürecine girildi. Ama bunun şeye bağlanması gerekiyor, tekrar bir ortak anlayışa bağlanması gerekiyor. Hafta sonu itibariyle ben bir çözüme ulaşılabileceğini düşünüyorum, bu geçişteki anlayış farklılığının izale edilmesi hususunda.
Bu konuda biz kesintisiz çalışıyoruz. Yani hiç dikkatimizden kaçırmadığımız konulardan biri. Bizi çok yakından ilgilendiriyor, direkt etkiliyor. Karadeniz'in güvenliği, seyrüsefer emniyeti sadece milli güvenlik, fiziki güvenlik ile ilgili değil, yani ticaretin direkt etkilendiğini görüyoruz. Giderek şu anda daha artan şiddetle ticari gemilere saldırılar var. Çünkü tam da korktuğumuz oluyor, baştan beri uyardığımız konular, giderek savaş yaygınlaşıyor. Yani bölgesel olarak yaygınlaşıyor, hedef olarak yaygınlaşıyor, yöntem olarak yaygınlaşıyor. Allah korusun daha ileri seviyelere taşınma durumu var.
Ben geçen ay gittiğimde Sayın Putin'le ve diğer Rus meslektaşlarımızla görüştüğümde bu konuları yakından görüşme imkanımız oldu. Tabii Cumhurbaşkanımızın mesajlarını iletme imkanım oldu. Ve aynı zamanda NATO Zirvesi yapılacağı için ve Amerikan Devlet Başkanı geleceği için Sayın Putin'in nerede durduğunu öğrenmek de önemliydi. Cumhurbaşkanımız o noktada bir fikir sahibi olmak istediler. Biz yaptığımız görüşmeleri Cumhurbaşkanımıza ifade ettik. O da Avrupalı liderlerle ve Sayın Trump'la görüşürken aslında kendi yorumunu yaptı.
Yakın zamanda inşallah Cumhurbaşkanımız tekrar Ukrayna konusunda bizi görevlendirdi, Ukrayna'ya da gideceğim. Aynı türden görüşmeleri Ukraynalı muhataplarımızla da yapacağım. Bunu biz yaptığımız zaman aslında şimdi şöyle bir şey var, şimdi Avrupalılar savaşın bir tarafı ama Ruslarla görüşmüyorlar, Ruslar bir taraf ama Avrupalılarla görüşmüyorlar. Tabii iletişim kanalları var ama şimdi bu kadar hayati bir savaşta insanlar mümkün olduğunca fazla kanaldan fazla bilgi alıp kararlarını kesinleştirmek istiyorlar. Tek bir kanala, tek bir ifadeye veya tek taraflı kendi yaptıkları istihbari analizlere bağlı kalmak istemiyorlar.
Ben şimdi bazı ülkelerden ismini vermeyeyim burada zirve günü beklerken konuşma imkanımız oldu liderlerle, dinlediğim analizler gerçekten şey, ürkütücü. Kimsenin duymak istemeyeceği analizler de var. Ama bizim baktığımız yerden görüyoruz ki iki tarafa da, savaş alanına, aslında bu analizler çok gerçekçi olmayabiliyor. Yani Türkiye'nin yaptığı bu faaliyet her iki taraf için de kararlarını almada, bir sonraki müzakere adımını atmada çok belirleyici oluyor. Aynı zamanda biz yaptığımız gözlemlerle ana müzakereci rolünü resmi olarak şu anda, bazen işte Türkiye geliyor İstanbul'da yaptığımız gibi bazen Amerikalılara gidiyor, iki taraf nezdinde yaptırım kullanabildiği için şu Amerikalılarla da bu konuyu yakından müzakere etme ve görüşme imkanımız oluyor. Bu açıdan Cumhurbaşkanımızın bu hani inisiyatifi inanılmaz derecede önemli. Tabii biz bunu mümkün olduğunca etkin ama sessiz yapmaya çalışıyoruz. Netice almak önemli ifade ettiğim gibi.
Hem organizasyonu hem içeriği itibariyle inanılmaz derecede başarılı bir organizasyondu, Zirveydi. Fakat program boyunca içerik konuştuk, stratejik boyutunu konuştuk. Şimdi organizasyon boyutuna gelecek olursak, çok sayıda hemen hemen herkesten inanılmaz derecede samimi ve içten tebrikler aldım.
Çünkü bütün liderler çok şey, zirvelere gidiyorlar. Ulaşım bir problem, erişim bir problem, konaklama bir problem, basın bir problem, ortam bir problem, ısıtma bir problem, soğutma bir problem, her şey problem olabilir ama insanlar olayın önemine binaen katlanıyorlar, yahu şurada 1,5-2 gün duracağız diyorlar, gidiyorlar.
Türkiye bunu gerçekten keyifli bir ortama dönmeyi başardı. Ben şunu görüyorum, arkadaşlarıma da söyledim onu, bu organizasyondaki başarı ve gelenleri mutlu ve rahat hissettirmeyle alınan kararlardaki olumluluk arasında da doğrudan bir bağlantı var. Tabii ki yani hepimiz insanız, psikolojimiz önemli. Olumlu bir ortamda, olumlu bir atmosferde daha olumlu olabiliyorsunuz, reaksiyoner olmaktan kaçınabiliyorsunuz.
Şimdi bizim gerçekten ortaya koyduğumuz bu organizasyonel başarı, birçok arkadaşımızın inanılmaz şekilde çalışmasıyla ortaya, yani binlerce insan var. Şimdi Ankara Valiliği, Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanımız, emniyetimizin diğer yerden getirdiği personel, Jandarma Genel Komutanlığı, yani bütün bunların yani görünmeyen kahraman bu arkadaşlarımız. Yani binlerce polisimiz, jandarmamız buranın güvenliği için, trafiğin problemsiz akması için, hiçbir şeyin aksamaması için gece gündüz çalıştılar. Yani aylardır süren hazırlık çalışmaları var. Keza zirve alanının NATO standartlarına uygun yeniden yapılması, öyle bir yaptı ki arkadaşlar, sağ olsun, Cumhurbaşkanlığımız buna öncülük etti, şu ana kadar yapılan NATO zirve alanlarının hepsini çok fevkinde bir yer oldu.
Ben yemeklerle ilgili çok güzel yorumlar aldım, trafikle ilgili aldım, salonlarla ilgili aldım. Dediğim gibi bu paket, yani düşünün, Etimesgut'taki askeri havaalanımız var biliyorsunuz, Hava Ulaştırma Komutanlığına bağlı, onu ufak bir modifikasyonla, Cumhurbaşkanımızın yine ileri görüşlülüğü burada, sadece belli zamanlarda çok sınırlı sayıda ulaştırma uçaklarının kullanıldığı bir yer olmaktan çıkartıp onu bu kadar kritik ve Ankara'nın göbeğine uçak indirebilen bir hale dönüştürdük. Şimdi düşünün, lider geliyor, uçağıyla iniyor, hemen çok güzel bir yerde karşılanıyor, arabasına biniyor, tam 6 dakika sonra zirve alanında. Bunu hiçbir yerde yaşayamazsınız. Şöyle konular var, 32 liderden bahsediyoruz. İki tane Avrupalı lider, bir de Ukraynalı geldi, bir de Koreli Cumhurbaşkanı, 35-40 olur genelde. 35-40 lideri bir şekilde memnun edersiniz ama onun arkasında kalan yüzlerce kişiden oluşan heyetler var, binlerce kişilik basın mensupları var, görev alanlar var, gelenler var. Bütün bu insanların aynı şekilde memnun olması hiçbir zaman için mümkün olmuyor çünkü liderlere odaklanılır ve geri kalan insanlar ne yapacaklarsa yapar.
Yani kapıdan geçişi problemdir, bakın, polislerimizin, güvenlik görevlilerimizin davranışından hizmet eden garsonlarımızın kalitesine varana kadar bütün detaylar inanılmaz şekilde düşünülmüş, hesaplanmış. Getirilen yemekler, ikramlar… Yani Türkiye'nin milli zenginliği, milli kabiliyeti burada aslında kendini de göstermiş oldu. İnanılmaz müthiş bir atmosfer oluştu. Herkes çok keyifliydi, herkes kendini çok rahat hissetti. Kimse üşümüyor, kimse yanmıyor, ya bu önemli. Biz birçok ülkeye gidiyoruz, ya bir an önce şu salondan çıksak diye, duramıyorsunuz içeride soğuktan veya sıcaktan.
Şimdi bütün bunların olmadığı mükemmel bir organizasyon esas itibariyle birçok isimsiz insanın görev aldığı, binlerce kişinin durduğu ve bir makinanın dişlisi gibi, dişlileri gibi gerçekten saat gibi çalışan bir organizasyondu. Bir yıldır devam eden hazırlık çalışmaları vardı. Dışişleri Bakanlığımızdan da çok sayıda arkadaşımız, meslek memurumuz, diplomatımız heyetlere mihmandarlar olduğu, içerik hazırlamada çok çalıştılar. Tabii ki bizim rolümüz var ama dediğim gibi en büyük rolü yapanlar şu anda isimleri burada olmayan binlerce insan. Bütün resmi kurumlarımızla gayriresmi kurumlarımızla inanılmaz bir bütünlük içerisinde organizasyon becerisi ortaya koyduk. Zaten biz organizasyon milletiyiz yani bizde sıkıntı, sıkıntı olmaz.
O otantizmi görmeleri, o orijinalliği görmeleri önemli, bu bizim tarihimize ait çok kıymetli bir şey, bazıların da yakından bildiği duyduğu konular onu yakından görmesi, yani bunun bizim dünyamıza yer alması ve bu etkinliğin bir parçası olması da bir o kadar açıkçası renkliydi. Yani olayı biz böyle sadece çok can sıkıcı insanları bunaltan ve burada nasıl karar alacağız diye stratejik konularla baş başa bıraktığımız bir alan olmaktan çıkartıp, zaten önemli alan o. Ama o alana gelirken onların psikolojileri, etrafında bulundukları atmosferleri önemliydi. Biraz gastronomi, biraz kültürümüz, biraz Ankara'nın güzelliği, Ankara'dan da çok etkilenen oldu bu arada. Bakın onu da ifade etmek gerekiyor.
İstanbul çok biliniyor, turizm yerleri çok biliniyor ama Ankara çok bilinen yer değil, genelde az uğranan bir yer bazı insanlar için, liderler gelip gidiyorlar ama çok kısa süre kalıyorlar. İki gün Ankara'da kalmak birçok insana iyi geldi, tavsiye ederim Ankara'da daha çok kalsınlar.
Kaynak: Haberler.com
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde, cezaevinden izinli çıkan eski erkek arkadaşı tarafından bıçaklı saldırıya uğrayan 32 yaşındaki…
Hull City, Trabzonspor orta sahası Tim Jabol-Folcarelli'yi kadrosuna katmak için resmi teklif hazırlığında. İngiliz ekibi…
Bursa'nın Osmangazi ilçesinde Rıza Özgür, evine girmek isterken merdivenlerden düşerek başını çarptı. Gece gelen gürültüyü…
Faslı kaleci Yassine Bounou, Fransa maçında Kylian Mbappe'nin penaltısını kurtardı. Bounou, Dünya Kupası kariyeri boyunca…
Dünyaca ünlü şarkıcı Ricky Martin, konser için İstanbul'a geldi. Havalimanında basına sert müdahale eden korumasını…
Rize'nin Çayeli ilçesinde düz alan bulamayan mahalle sakinleri, yeni yapılan çay alım yerinin üzerini suni…
This website uses cookies.