Kategoriler: Manşet Güncel

Karadeniz’de yeni güvenlik mimarisi: Türkiye’nin rolü

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz'e etkilerini analiz eden Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, ticari gemilerin hedef haline geldiğini, Türkiye'nin diplomatik mimar olarak yeni bir güvenlik koridoru oluşturabileceğini belirtiyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz'de ulaştığı son aşama, artık yalnızca iki ülkenin deniz kuvvetleri arasındaki mücadele olarak okunamaz. Ticari gemilerin, limanların, enerji tesislerinin ve deniz taşımacılığının giderek daha fazla risk altına girmesi, savaşın ekonomik ve jeopolitik etkilerinin Karadeniz'in çok ötesine taşındığını gösteriyor. Bugün sorulması gereken yalnızca "Karadeniz'de gemileri kim vuruyor?" değildir. Daha önemli soru şudur: Karadeniz, savaşın yeni bir cephesine mi dönüşüyor?

KARADENİZ’DE SİVİL GEMİLER DE HEDEF OLUYOR

Son dönemde yaşanan gelişmelerin merkezinde Rusya ve Ukrayna bulunuyor. Ancak iki tarafın denizdeki stratejik hedefleri aynı değil. Ukrayna, Rusya'nın Karadeniz Filosu'nu, enerji altyapısını ve deniz yoluyla yürüttüğü lojistik faaliyetleri zayıflatmaya çalışıyor. Rusya ise Ukrayna'nın limanlarını, tahıl terminallerini ve deniz yoluyla ihracat kapasitesini hedef alarak Kiev'in ekonomik dayanıklılığını kırmayı amaçlıyor.

Bu nedenle ticari gemilere yönelik her saldırıyı aynı kategoride değerlendirmek doğru olmaz. Bazı olaylarda gemilerin doğrudan hedef alındığı iddiaları gündeme gelirken bazıları limanlara veya çevredeki askeri ve ekonomik altyapıya yönelik saldırıların sonucu olarak ortaya çıkıyor. Ancak bütün bu gelişmelerin ortak bir sonucu var: Karadeniz'de sivil deniz taşımacılığı artık savaşın dolaylı değil, giderek doğrudan etkilenen unsurlarından biri haline geliyor.

Bu durum tesadüf değil. Savaşların modern karakteri değişiyor. Cephede askeri üstünlük sağlamak kadar karşı tarafın ekonomik damarlarını kesmek de stratejik bir hedef haline geliyor. Karadeniz ise bunun için son derece elverişli bir alan. Çünkü Karadeniz yalnızca bir güvenlik havzası değil; aynı zamanda tahıl, enerji, hammadde ve ticaret yollarının kesiştiği stratejik bir ekonomik alandır.

Dolayısıyla bir limanın vurulması yalnızca askeri bir sonuç doğurmuyor. Bir ticaret gemisinin risk altına girmesi yalnızca o geminin güvenliğini ilgilendirmiyor. Sigorta maliyetleri yükseliyor, navlun fiyatları artıyor, rotalar değişiyor ve küresel tedarik zincirleri bundan etkileniyor. Karadeniz'deki herhangi bir güvenlik krizi, kısa sürede Avrupa'dan Orta Doğu'ya ve Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada ekonomik sonuç yaratabiliyor.

Buradaki asıl tehlike ise askeri hedeflerle ticari faaliyetler arasındaki sınırın giderek bulanıklaşmasıdır. İnsansız deniz araçlarının, uzun menzilli füzelerin ve farklı gözetleme teknolojilerinin yaygın biçimde kullanıldığı bir savaş ortamında, ticari gemilerin yanlışlıkla olsa bile hedef alınması veya saldırıların ticari deniz taşımacılığını doğrudan etkilemesi ihtimali giderek artıyor.

KARADENİZ’DE BİR GÜVENLİK KORİDORU MÜMKÜN MÜ?

Bu noktada Karadeniz'de güvenli bir deniz koridoru oluşturulması fikri yeniden önem kazanıyor. Fakat burada kritik soru şudur: Bu koridoru kim koruyacak?

Türkiye'nin tek başına askeri güvenlik sağlayıcısı olması gerçekçi ve rasyonel değildir. Ankara'nın böyle bir rol üstlenmesi, Türkiye'yi savaşın fiili taraflarından biri haline getirme riskini beraberinde getirebilir. Buna karşılık Türkiye'nin öncülüğünde, Rusya ve Ukrayna'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler'in (BM) dahil olduğu çok taraflı bir mekanizma oluşturulması daha uygulanabilir bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Aslında bunun geçmişte bir örneği yaşandı. 2022'de Türkiye ve BM'nin girişimleriyle oluşturulan Karadeniz Tahıl Girişimi, birbirleriyle savaşan iki tarafın sınırlı da olsa ortak bir deniz mekanizması üzerinde anlaşabileceğini gösterdi. İstanbul'da kurulan Ortak Koordinasyon Merkezi, tarafların güvenlik kaygılarını dikkate alarak ticari gemilerin hareketini düzenleyen önemli bir model ortaya koydu.

Bugün ihtiyaç duyulan ise bu modelin daha gelişmiş ve güvenlik boyutu daha güçlü bir versiyonudur. Yeni bir Karadeniz güvenlik koridoru, öncelikle tarafların karşılıklı saldırmazlık taahhüdüne dayanmalıdır. Güzergahlar önceden belirlenmeli, ticari gemilerin hareketleri ortak bir sistem üzerinden izlenmeli, mayın ve deniz güvenliği konusunda teknik koordinasyon sağlanmalı ve olası ihlalleri tespit edecek uluslararası bir denetim mekanizması kurulmalıdır.

TÜRKİYE'NİN ROLÜ 

Burada Türkiye'nin rolü özellikle önem kazanıyor. Türkiye, Rusya ve Ukrayna ile aynı anda konuşabilen az sayıdaki aktörden biri. Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedeniyle İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerindeki sorumluluğu da Ankara'ya Karadeniz'in güvenliği bakımından ayrı bir stratejik ağırlık kazandırıyor.

Bu nedenle Türkiye'nin rolünü "koridorun askeri garantörü" şeklinde tanımlamak yerine, Karadeniz'de yeni bir güvenlik mimarisinin diplomatik mimarı olarak görmek daha doğru olacaktır.

Ancak bunun gerçekleşmesi için Moskova ve Kiev'in de önemli bir siyasi karar vermesi gerekiyor. Çünkü teknik bir güvenlik mekanizması oluşturmak kolaydır. Asıl zor olan tarafların bu mekanizmanın kendi aleyhlerine kullanılmayacağına ikna edilmesidir. Başka bir ifadeyle Karadeniz'de güvenli bir koridorun önündeki en büyük engel teknoloji değil, güven eksikliğidir.

Bu nedenle yeni mekanizma taraflardan birinin diğerine güvenmesine değil, hiçbir tarafın sistemi kendi askeri amaçları doğrultusunda istismar edememesine dayanmalıdır. BM'nin denetimi, Türkiye'nin kolaylaştırıcılığı ve tarafların karşılıklı taahhütleri bu açıdan tamamlayıcı bir yapı oluşturabilir.

Karadeniz'de ticari gemilerin hedef haline gelmesi, savaşın yalnızca Ukrayna ve Rusya'yı ilgilendiren bir mesele olmaktan çıktığını bir kez daha gösteriyor. Karadeniz'de yaşanacak daha büyük bir deniz güvenliği krizi, enerji, gıda, ticaret ve ulaştırma güvenliğini aynı anda etkileyebilir.

Bu nedenle artık mesele yalnızca "gemileri kim vuruyor?" sorusuna cevap bulmak değildir. Asıl mesele, Karadeniz'in savaşın genişleyen bir cephesi mi, yoksa tarafların kontrollü diplomasi yoluyla yeniden güvenli bir ticaret alanına dönüştürebileceği bir havza mı olacağıdır.

Türkiye açısından stratejik hedef de burada ortaya çıkıyor: Karadeniz'de taraflardan birinin yanında yer almak değil, Karadeniz'i yeniden öngörülebilir ve güvenli bir deniz alanına dönüştürebilecek diplomatik zemini kurmak. Ankara'nın gerçek gücü de tam olarak burada yatıyor.

*Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesidir.

Kaynak: AA

Paylaş

Son Haberler

  • Manşet
  • 3. Sayfa

Düzce’de tarihi eser operasyonu: 196 sikke ele geçirildi

Düzce’de jandarma ekiplerinin düzenlediği operasyonda, Roma ve Bizans dönemlerine ait olduğu değerlendirilen 196 sikke ile…

7 dakika önce
  • Manşet
  • Güncel

Üniversite öğrencilerinin barınma telaşı başladı: İstanbul’da ilçe ilçe yurt ücretleri belli oldu

YKS sonuçlarının açıklanmasıyla İstanbul'da özel yurt ücretleri aylık 25 bin ile 76 bin lira arasında…

22 dakika önce
  • Manşet
  • Spor

Vlahovic’in Hülya Avşar’a attığı bakışlar olay oldu

Beşiktaş'ın yeni transferi Dusan Vlahovic ile Hülya Avşar'ın kamera karşısına geçtiği tanıtım filminin kamera arkası…

22 dakika önce
  • Manşet
  • Spor

KAP geldi! İşte Galatasaray’ın yeni 10 numarası

Galatasaray, transfer çalışmalarında önemli bir gelişmeyi duyurdu. Sarı-kırmızılı kulüp, Rus orta saha oyuncusu Aleksei Batrakov'un…

27 dakika önce
  • Manşet
  • Güncel

Savaş alarmı! Kuzey Kore füze ateşledi

Kuzey Kore, Japon Denizi yönüne tanımlanamayan bir füze fırlatması Asya'da paniğe neden oldu. Kuzey Kore'nin…

27 dakika önce
  • Manşet
  • 3. Sayfa

Adana’da uyuşturucu denetiminde aranan terör örgütü üyesi yakalandı

Adana'nın Kozan ilçesinde düzenlenen 'Kozan'a Güven' denetimlerinde, silahlı terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle aranan bir…

32 dakika önce

This website uses cookies.